Bir çanta dolusu kitap !

Bir çanta dolusu kitap !

378
Paylaş

1.Bir Çanta Dolusu Tarih seti

828363
Set İçindeki Kitaplar;

Türklerin Tarihi – Orta Asya’nın Bozkırlarından Avrupa’nın Kapılarına
“Koca bir kavmin binlerce kilometreyi üç asır içinde geçtiğini düşünün… Bu, dünyayı değiştirmez de ne yapar? İşte Türkler dünyayı böyle değiştirdi. Bu sebeple, bizim hayalî bir tarih ve kahramanlar üretmeye değil, yalnızca doğruyu öğrenmeye ihtiyacımız var…”
-İlber Ortaylı-

Türklerin Tarihi, göçebe bir kavimken Ortadoğu’nun güçlü uygarlıklarından birini tesis eden Türklerin günümüzde de çok konuşulan menşei tartışmalarıyla başlıyor. Akabinde Orta Asya’dan Anadolu’ya göç edip bölgeyi Türkleştirmeleri ve orada inşa ettikleri kültürün esasları… Büyük bir mirasa, güçlü bir yapılanmaya ve tarihî bir zenginliğe sahip bir milletin, Türklerin adının nereden geldiği ve bu coğrafyaya ne zamandan beri “Türkiye” dendiği tartışmalarının tüm detayları…

Kazanılan önemli savaşlar ve geri çekilmelerle, dahası ızdırablı toprak kayıplarıyla bugünkü halini alan Anadolu’nun hikâyesi… Türkiye’nin Malazgirt Savaşı’yla Bosna’nın fethi arasındaki 400 yıl boyunca Avrupa açısından önemli bir ülke ve baş edilmesi gereken bir sorun olmasının gerekçeleri…

Dahası Oğuzlardan Kıpçaklara, Peçeneklerden Selçuklulara ve büyük bir imparatorluk olan Osmanlılara kadar uzanan ve sadece Türklerin değil; Rusların, Memlukluların, Karakoyunluların, Gaznelilerin, Safevilerin, Çinlilerin, Hintlerin ve Arapların tarihi… Yani aynı coğrafyayı yüzyıllar boyunca paylaşan uygarlıklara hep etki etmiş ve Doğu ve Batı kültürlerini birbirine taşımakta önemli bir rol oynamış Türklerin dünya tarihindeki yeri mercek altına alınıyor.

Orta Asya’nın bozkırlarından Avrupa’nın kapılarına, İlber Ortaylı’nın satırları arasında dolaşmak isteyen her yaştan okurun zevkle okuyacağı bir başucu kitabı…

İmparatorluğun Son Nefesi
İmparatorluğun Son Günlerinden Cumhuriyetin Kuruluş Öyküsüne…

“En utanılacak yönümüz; tarih yaptığımız halde tarih öğrenmemek; tarih yazmamak konusundaki ısrarımız!”
-İlber Ortaylı-

Balkan Savaşları
“Balkan Savaşları, bizim tarihçiliğimizde imparatorluğun yıkılış süreci olarak adlandırılır. Aslında bu vaka, bir imparatorluğun yıkılışı olmaktan ötedir. Biz bu savaşlar sonunda Rumeli’deki anavatanı kaybettik.”

Birinci Dünya Savaşı
“Birinci Dünya Savaşı Türk halkı için en acı hatıralarla doludur. Cephede şehitlerin yanı sıra cephe gerisinde yokluktan, hastalıktan ölümler ve sıkıntılı bir hayat söz konusudur. Ama galiba Türk toplumu modern anlamda bir millet olma aşamasına burada dönmektedir. Bu onu birçok başka uluslardan farklı kılan yanıdır. Direnci artırmış ve kimliği oturmuştur.”

Lozan-Zafer mi Hezimet mi?
“Cumhuriyet tarihinin üzerinde en çok tartışılan olaylarından biri Lozan Antlaşması’dır. Bu konuda Lozan’ı bir hezimet olarak görenler de bir zafer olarak niteleyenler de var. Lozan mantıki ve gayet onurlu bir uzlaşmadır. Kalıcı ve düzeni sağlayıcı bir anlaşma olarak görülmelidir.”

Cumhuriyet
“Cumhuriyet, devamlılıktır. Osmanlı, Türklerin imparatorluğuydu, bu da Türklerin cumhuriyetidir.”

Sultan Abdülhamid
“Bir tarihçinin deyişiyle; Dünya tarihinin en hadiseli otuz küsur yılı, onu yormuştu.”

Enver Paşa
“Başkumandan vekili cesur planların sahibiydi. Bu planların hepsinin aynı derecede akil ve bilgili bir şekilde hazırlandığını söylemek mümkün değildir.”

Mustafa Kemal Atatürk
“Atatürk’ün başarısındaki en önemli faktör; vazgeçmek bilmeyen iradesidir, bu noktada Rumeli inadı vardır Gazi Paşa’da. “Olmalı” dediği an, olabilir yok. Bu liderlik yapmaya hevesli herkese lazım bir prensib…”

Balkan Harbi’nden Birinci Dünya Savaşı’na, İstiklal Mücadelesi’nden Lozan Görüşmeleri’ne, Halifelik tartışmalarından Cumhuriyet’in kurulmasına, Sultan Abdülhamid’den Mustafa Kemal Atatürk’e, Enver Paşa’dan Halide Edip’e gündemden düşmeyen konular ve tartışılan tarihi kişiliklere dair İlber Ortaylı’nın görüşlerini merak edenlerin kaçırmaması gereken bir kitap; İmparatorluğun Son Nefesi…

Eski Dünya Seyahatnamesi
İlber Ortaylı İle Eski Dünya’ya Yolculuk Fırsatı…
“Eski Dünya Seyahatnamesi rastgele bir isim değil. Henüz Balkanlar ve Ortadoğu’nun eski havasını muhafaza ettiği günlerdeki gezilerimi içeriyor. Tarih, gezginin vazgeçemeyeceği bir değerlendirme alanı… Benim eski dünyam, bugün artık değişiyor.”
-İlber Ortaylı-

Çok gezen mi daha iyi bilir, yoksa çok okuyan mı? Peki ya hem okuyup hem de gezme imkânı bulanlar? Küçük bir bavul ve rehber kitaplarıyla Balkanlardan Avrupa’ya, Akdeniz’den Uzakdoğu’ya 45 yıldır gezen “seyyah” İlber Ortaylı’ya eşlik etmek isterseniz Eski Dünya Seyahatnamesi tam size göre! Isfahan, Venedik, Kudüs, Kırım, Tokyo, Yemen, Barcelona, Girit, Berlin, Japonya, Kafkasya, Hindistan, Bosna… Günümüzün Evliya Çelebi’si İlber Ortaylı’nın henüz Avrupa, Balkanlar ve Ortadoğu’nun eski havasını muhafaza ettiği günlerdeki gezilerine eşlik ederken ülke ve şehirlerin büyülü zamanlarına gidecek ve seyahat notları üzerinden, artık değişen, izleri silinmeye başlayan Eski Dünya’nın kapılarını aralayacaksınız.

Atalarımızın Anadolu’ya gelmeden önce kaç asır oturduğu ve hâlâ da nüfusunun önemli bir kısmını kuzenlerimizin teşkil ettiği Ortadoğu’dan köşe bucak buram buram tarihimiz kokanBalkanlara; havasını yakaladığınız zaman kocaman bir coğrafyanın ve uzun bir tarihin küçülüp sizinle kucaklaştığı bir tiyatro olan Akdeniz’den okumakla, filmle, resimle anlaşılamayan Asya dünyasına; tezatlar içinde gelişen kapalı kutu Uzakdoğu’dan pek çok ünlü sanatçıyı bağrında yetiştiren, sanatın ve tarihin merkezi Avrupa’ya kadar bir uçtan bir uca muhteşem bir yolculuk…

Cumhuriyet’in İlk Yüzyılı (1923-2023)
Söyleşi: İsmail Küçükkaya

Cumhuriyet’in İlk Yüzyılı, İlber Ortaylı’nın kaleminden 1923’ten günümüze, günümüzden 2023’e uzanan, bir geçmiş ve gelecek muhasebesi… İsmail Küçükkaya sordu, İlber Ortaylı tüm içtenliğiyle cevapladı ve ortaya Türkiye’nin geçmiş ve geleceğiyle ilgilenen her okurun mutlak okuması gereken bir başucu kitabı ortaya çıktı.. Cumhuriyet’in İlk Yüzyılı’na yeni devletimizin yapı taşlarının döşendiği Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşme döneminden başladık.

Atatürk ve silah arkadaşlarının yetiştiği II. Abdülhamid’in modernlik arayışı içinde geçen yıllarını, ama aynı zamanda istibdad günlerini ve buna karşı isyan edip hürriyet arayan genç Osmanlı subaylarının maceraları hayatları… Millî Mücadele dönemini, özgürlük havasının egemen olduğu Cumhuriyet’in ilk iki yılını ve tek partili zorlu zamanları, ardından gelen çok partili siyasal yaşamın başladığı 1950’li yılları… 1913 Babıali Baskını’yla başlayan darbeler tarihini… Yeni devletin ilk gününden itibaren çözmeye çalıştığı kadim problemleri; Kürt Sorunu’nu, “irtica” meselesini ve eğitim konusunu…

İslâmcılıktan milliyetçiliğe, merkez sağdan sosyal demokrasiye bütün siyasal akımları… 1876’dan 1924’e ve 1982’ye anayasa metinlerimizi… Bizleri 2023’e taşıyacak yeni anayasa özlemimizi…
Asırlık dış politikamız, ikili ilişkilerimiz, uluslararası kuruluşlardaki temsiliyetimiz, Kıbrıs Barış Harekâtı, AB macerası ve Ortadoğu politikalarımızı… Şehirleşme, üniversiteleşme, gecekondulaşma, ekonomik büyüme, yolsuzluklar, gündelik yaşamdaki nitelik ve kalite kaybı gibi en güçlü sosyolojik dinamik ve gelişmeleri… Yani bizi biz yapan ve bugünlere taşıyan önemli tarihsel dinamikleri konuştuk…

“Türklerin son iki asrı bütün Doğu dünyasında ve Balkanlar’da dikkatle gözden geçirilmesi gereken büyük bir tarihî yolculuktur. Bu nedenle de Dünya Tarihi’nin önemli bir parçasıdır ve dikkatle üzerinde durulmalıdır.”
-İlber Ortaylı-

Defterimden Portreler – Tarihten ve Günümüzden
Tarihten…
Sezar, İmparator Augustus, Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim, V. ŞARL, Kanuni ve Hürrem, Mimar Sinan, Evliya Çelebi, Beethoven, Kösem Sultan, ııı. Selim, Çariçe II. Katerina, Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Tolstoy, Puşkin, ıı. Abdülhamid…

Günümüzden…
Latife Hanım, Kazım Karabekir, Osman Ertuğrul Efendi, Neslişah Sultan, Mehmed Akif Ersoy, BÜLENT Ecevit, Cemil Meriç, Halil İnalcık, İsmail Cem, Recep Yazıcıoğlu, Yahya Kemal, Attilâ İlhan, Hüseyin Hatemi, Yılmaz Öztuna, Reşad Ekrem Koçu, Irene Melıkoff, Oktay Aslanapa, Özdemir İnce, Sureyya Faruki…

Türkiye’nin önde gelen tarihçilerinden İlber Ortaylı bu sefer defterini okurlarıyla paylaşıyor. Okuduklarını, tanıdıklarını, hocalarını kendi gözünden okuyucularıyla paylaşıyor. Tarihe yön veren kişiler, günümüzün tanınan, tartışılan, konuşulan isimleri Ortaylı’nın kaleminden yeniden canlanıyor.

“Her zaman portre kaleme almayı sevdim. Portre çizmek başlı başına bir sanattır. Ayrıntılı bilgilerle çizilen büyük tarihi portreler bizde mevcut değil. Sebebi açık, sanatçı değiliz. Bir tarihi kişiliği çizmek için her şeyden evvel edebiyatçı olmak, öyle bir gelenekten gelmek lazım. Bu nedenle benim girişimim bir eskizdir, okuyucunun tepkisini ve ilgisini bekliyorum.”
-İlber Ortaylı-

Türkçe
1294 s. — 2. Hamur– Ciltsiz — 14 x 21 cm
İstanbul, 0
ISBN : 15205019946192

2.Bir Çanta Dolusu Edebiyat Seti

828334

 

Set İçindeki Kitaplar;

Milena’ya Mektuplar – Franz Kafka
“Ve gece yazdığın mektup orada işte, nasıl okunabileceğini aklım almıyor, bir göğüs havayı solumak için böyle nasıl daralıp genişliyor, aklım almıyor, senden nasıl uzak kalınır, aklım almıyor.” Milena Jajenská’nın, Franz Kafka’nın öykülerini Çek diline çevirmesiyle başlayan ilişkileri; Kafka’nın ölümünden kısa süre öncesine kadar devam eden mektuplarla büyüyen bir aşka dönüşür. İkilinin yaşamlarına, düşlerine, kalplerine kapı aralayan bu mektuplar, dönemin edebiyat dünyasına da ışık tutuyor.

Franz Kafka’nın Milena Jajenská’ya ve Milena Jajenská’nın da Kafka’nın yakın dostu Max Brod’a yazdığı mektuplardan oluşan Milena’ya Mektuplar, bu ölümsüz ve keder yüklü aşkı günümüze taşıyor.

Buz Sarayı – Tarjei Vesaas
“İki dalga geçti içinden: İlki insanı hareketsiz bırakan bir soğuk dalga, ikincisi canlılık veren bir sıcaklık… Tıpkı başımızdan geçen ender olaylarda olduğu gibi.”

Hem yazarı, hem çevirisi, hem de hikâyesiyle “özel” bir kitap: Buz Sarayı… İki küçük kızın dostluğunu anlatan roman, çocukluğun gizli kederini incelikle işliyor. Bitmeyen, upuzun bir kışın ortasında filizlenen bu dostluk, uçsuz bucaksız bir yalnızlığın başlangıcı oluyor. Türkçenin en önemli şairlerinden Melih Cevdet Anday’a 1973 TDK Çeviri Ödülü’nü; Tarjei Vesaas’a ise 1963’te Kuzey’in Nobel Edebiyat Ödülü sayılan İskandinav Edebiyat Ödülü’nü kazandıranBuz Sarayı; soğuk, uzak bir diyarın dostlukla alevlenen sessiz şiirini dillendiriyor.

“Ne kadar yalın bir roman bu. Ne kadar incelikli, ne kadar güçlü… O kadar farklı, öyle biricik ki. Unutulmaz. Sıradışı…”
-Doris Lessing, The Independent-

Yaşlı Ormanın Gizemi – Dino Buzzati
Yaşlı Orman bir efsanedir: Burası çocukluğun köklerinin salındığı; sınırlarının bozulmadan korunduğu; ölümsüz bir güç gibi yaşamı sembolize eden; neşeli, özgür, karşılık beklemeyen bir ormandır. Burada yaşayan orman cinleri, istedikleri zaman bir insana ya da hayvana dönüşebilir, barındıkları ağaç gövdelerinden diledikleri zaman çıkabilirler. Bu cinlerin hayattaki yegâne amacı, ormandaki asırlık ağaçları canları pahasına korumaktır. Bizi inanılmaza inandıran Buzzati’nin bu fantastik öyküsü, gizemli rastlantıları ve gerçeküstü ayrıntılarıyla kâinatın en kadim meselesini imler: İyi ile kötünün savaşı…

Yelda Gürlek’in İtalyanca aslından çevirisiyle Yaşlı Ormanın Gizemi, okuru içindeki çocukla barıştıracak, yaşamın kalbine dokunduracak büyülü bir öykü…

“Buzzati bütün kitaplarında gerçekçilik ile inanılmazı, akılcılık ile tuhaflığı, ciddiyet ile delişmenliği, metodik olan ile kuralsızlığı harmanlamayı başarmıştır. […] Yaşlı Orman, yitirdiğimiz cennettir; geçmişten gelen ve bir bütün olarak insanlığın kolektif yaşamının ilk yıllarındaki vicdani saflığın kişisel ve özel mekânıdır. Buzzati bu dünyayı, her şeyden öte işlevsel, nahif, yalın, kimi zaman dokunaklı, dahası romantik bir dille ‘düşsel’ kılar.”
-Claudio Toscani-

İkna – Jane Austen
Anne Elliot’ın, Yüzbaşı Wenthworth’e olan aşkının hikâyesini anlatan İkna, dünya edebiyatının en çok okunan yazarlarından Jane Austen’ın ölmeden önce tamamladığı son romanıdır. İngiliz orta sınıf yaşam kültürü, servet, evlilik, aile gibi konuları, kendine has mizahi üslubuyla hayat verdiği unutulmaz kadın karakterler üzerinden anlatır Jane Austen. Yazarın kendi yaşamından da derin izler taşıyan İkna, iki yüzyıldır okuna gelen vazgeçilmez bir edebiyat klasiği…

Victoria – Knut Hamsun
İki kusursuz kalemi buluşturan benzersiz bir aşk romanı…

Yirminci yüzyılın önemli isimlerinden Nobel ödüllü Knut Hamsun’un güçlü anlatımıyla, Türk edebiyatının köşe taşlarından Behçet Necatigil’in şiirsel çevirisi, eşsiz bir aşk romanında bir araya geliyor. Avrupa’da izlenimci yazın sanatının doruk noktalarından biri sayılan Victoria; dili, öyküsü ve çevirisiyle benzersiz bir okuma deneyimi sunuyor. Victoria, 1899’da çıkmıştır. Ölçülü yapısı, plastik görünüşü ve zengin hayalleri ile bu aşk hikâyesi de yazarın sanatında bir zirve olur. Bir Alman eleştirmenin bu eser üzerine verdiği hüküm, bir gerçeğin ifadesidir: “Günümüzün çok, pek çok eseri zamanla toz toprakla örtülse, unutulsa, Victoria yaşayacak, yarınlarda da genç sevdaların dostu, sırdaşı olmaya devam edecek.”
-Behçet Necatigil-

Kitaptan:
“Aşk bir insanı yere yıkabilir, onu tekrar ayağa kaldırabilir, onu yeniden rezil edebilirdi. Bugün bakarsın beni sevmiş, yarın seni, öbür gün onu! Böyle kararsızdı aşk. Koparılması imkânsız bir mühür mumu gibi dayanıklı da olurdu, ölüm saatine kadar tıpkı sönmez bir nur gibi parlardı da; ölümsüzdü bu kadar… Böyleydi aşk. Tanrı’nın ilk kelamıdır aşk, Tanrı’nın zihninde beliren bir düşünce. Tanrı: ‘Nur olsun!’ deyince aşk doğdu. Tanrı yarattığı bunca şeyi mükemmel yarattı, yarattığı bunca şeyi olduğu gibi bıraktı. Ve aşk, dünyanın kaynağı, dünyanın sultanı oldu; ama aşkın yolları çiçek ve kanla doldu, çiçek ve kanla doldu.”

Türkçe
1246 s. — 2. Hamur– Ciltsiz — 14 x 21 cm
İstanbul, 0
ISBN : 1520501994916

3.Bir Çanta Dolusu Kelime Seti

828346

 

Set İçindeki Kitaplar;

Kelime Avcısı – Alena Graedon
Kitapların tükendiği, el yazısının yavaş yavaş unutulduğu, kütüphanelerin kapandığı, gazetelerin artık hükmünün kalmadığı ve tüm iletişimin “Mem” adı verilen gelişmiş tabletler üzerinden yürüdüğü bir dünya… Peki insanların konuşmak için bile bu cihazlara ihtiyaç duyduğu ve artık kelimelerin para ile satıldığı yakın bir gelecekte, dünya üzerindeki son sözlüğün editörü bir gece ansızın ortadan kaybolursa ne olur?

Peki ya siz birine âşık olduğunuzu ona anlatmak için artık kelimelere para ödemek zorunda kalacağınız bir dünyada nasıl yaşardınız?

Her sayfası aksiyon, edebiyat, felsefe ve macera dolu yepyeni bir roman…

“İnanılmaz sürükleyici, beklenmedik gelişmelerle okuru sarsan bir roman! Alice Harikalar Diyarında’yı seven okurlar için tam bir alternatif gelecek kurgusu…”
-The Daily Beast-

“Kesinlikle harika… Türünün ilk örneği! Yazı, kelimeler ve edebiyat üzerine kurulu bir macera romanı!”
-Booklist-

“Teknolojiye ne kadar esir olduğumuzu ve bu esaretin yazıya, felsefeye ve dile vurduğu baltanın keskinliğini gösteren sarsıcı bir roman…”
-The Washington Post-

Hayallerimin Kitapçısı – Petra Hartlieb
Bir kadın, bir aile, bir kitabevi ve gerçeğe dönüşen hayaller… Edebiyat eleştirmeni Petra Hartlieb, harabeye dönmüş bir “kitapçı” satın alınca, bütün ailesinin hayatı bir anda değişir…

Kitapçıyı tamir ederken dostluğu, aşkı ve aileyi yeniden keşfeden Petra, küçük şeylerle yetinmenin önemini bir kez daha anlayacak ve hayallerini gerçekleştirmek için çok çalışacaktır.

Zamanla mahallenin buluşma mekânına dönüşen kitabevinin sahibi Petra Hartlieb, sessiz sedasız kaybolan mahalle yaşamının kitapçılarını ve küçük dükkânlarını anlatıyor bu gerçek öyküde…

Hayallerimin Kitapçısı, hayallerin bir gün gerçekleşebileceği ümidini aşılayan sıcacık bir roman.

“Biraz gözü karalık, biraz Polyannacılık ile bir harabeyi bir kitapçıya dönüştüren kadının hikâyesi! Muhteşem!”
-Der Spiegel-

“Harika bir hikâye… Bu roman, kitap severler için bir aşk mektubu!”
-Glamour-

“Kitap okumayı seven sevmeyen herkes bu kitaba ve bu kitapçıya bayılacak!”
-S. F. Journal-

Huysuz Kitapçı Fikry’nin İnanılmaz Hikâyesi – Gabrielle Zevin
Karısı Nic’i trafik kazasında kaybetmiş, küçük bir adada sakin bir kitabevi işleten, tekdüze bir hayata sıkışmış bir adamdı A.J. Fikry. Hayatına anlam katan tek şey kitaplarıydı. Ta ki bir gün, sahip olduğu kitabevine küçük bir kız çocuğu bırakılana kadar…

Maya, gözlerinden zekâ fışkıran sevimli bir kız çocuğu. A.J.’nin hayatına girdiği günden itibaren onu neredeyse bambaşka bir adama dönüştüren bir sihirbaz. A.J., Maya ile birlikte yeniden sevmeye başlıyor; sevilmeyi, gülmeyi, bir başkası için üzülmeyi, ilişkiler için çaba sarf etmeyi yeniden öğreniyor.

Işık hızıyla okunacak, müthiş eğlenceli bir kitap.
-Library Journal Review-

Huysuz Kitapçı Fikry’nin İnanılmaz Hikâyesi bize yalnızlıktan nasıl kurtulacağımızı, empatiyi, sevme ve sevilme yetimizi, korumaya ve korunmaya duyduğumuz ihtiyacı hatırlatıyor. Gabrielle uzun süre kalbinizle yaşayacak, çok hareketli, sevgi dolu bir kurtuluş ve değişim hikâyesi anlatıyor.
-Garth Stein, Yağmurda Koşma Sanatı’nın yazarı-

Bu romanda mizah, romantizm ve geçiciliğin dokunuşu var ama en çok da aşk var. Kitaplara duyulan aşk, kitapseverler ve bütün insanlık var. Harika! Bir oturuşta okudum.
-Eowyn Ivey, Kardan Kız’ın yazarı-

Yarın Yirmi Yaşında Olacağım – Alain Mabanckou
Michel on yaşında. 1970’lerde Kongo’da yaşıyor. Annesi pazarda fıstık satıyor, babası Victory Palace Otel’de çalışıyor. Michel can dostu Lounès’la gökyüzünde süzülen uçakların rotasındaki uzak ülkeler hakkında konuşuyor. Kız arkadaşı Caroline’i, futbol takımının gözdesi Mabélé’den uzak tutmaya çalışıyor. Babasıyla radyoda dinlediği dünya bülteninden tanıdığı devrilen İran Şahı için endişeleniyor. René dayısı yüzünden kafası çok karışık. Kapitalist ve Marksistleri ayırt etmek bazen neden bu kadar zor oluyor? Tüm bunlar yetmezmiş gibi annesinin karnının kayıp anahtarını bulması gerekiyor…

Devrim sonrası bir Afrika ülkesinde yaşanan hayat; geleneklerine bağlı halkın alışkanlıkları, sıcak kültürü ve renkli karakterlerle hayat buluyor.

Fransızca edebiyatın en yetenekli ve üretken isimlerinden Alain Mabanckou’nun yaşamından öğeler de taşıyan Yarın Yirmi Yaşında Olacağım, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi J.M.G. Le Clézio’nun önsözüyle…

“Dünyanın bütün çocukları gibi küçük Michel de bu kötülük, komedi ve umutsuzluk sarmalında kendine bir yer edinmek zorunda. […] Sadece çocuklar geçmişin utançlarını silebilir ve geleceğin savurduğu tehditlerle savaşabilir. Küçük Michel de J.D. Salinger’ın The Catcher in The Rye (Çavdar Tarlasında Çocuklar) romanının kahramanı Holden Caulfield […] gibi belleğimizde derin bir yer edineceğe benziyor.”
-J.M.G. Le Clézio-

“Tuhaf, muzip, hayat dolu…”
-Independent-

Türkçe
1371 s. — 2. Hamur– Ciltsiz — 14 x 21 cm
İstanbul, 0
ISBN : 1520501995012

4.Bir Çanta Dolusu İlahi Aşk Seti

828341

Set İçindeki Kitaplar;

Aşkın Ekolojisi – Mim Kemal Öke
Çevre bilinci edinmenin şehirle başlayan sürdürülebilir bir yaşam modeli olmadığını, insan olmakla başladığını medeniyet tarihinin kilit noktalarından örneklerle görmek mümkün. Bugün çevre-mimari-teknoloji döngüsüne sıkıştırdığımız âlem algısını yeniden gözden geçirmemizin vakti geldi.

Mim Kemal Öke, “3A Denkliği” adını verdiği Allah-Âlem-Âdem birlikteliğini yürünecek doğru yolun bir haritası olarak sunuyor. Nedir 3A? İnsanın yaşadığı, irtibatlı olduğu çevreyi âleme çeviren; en küçük canlıdan cansız taşlara kadar her şeyi insana, bütünüyle göbek bağıyla bağlı olduğunu gösteren sistemdir. Aynı zamanda yeryüzünü de bir ayna kabul ederken ışığın kaynağına işaret eder.

Bu bakışın tasavvuftaki âlem algısıyla kesiştiğine işaret eden Öke, “Şehir imajı İslam uygarlığında cennet tasavvurunun bir yansımasıdır,” diyor ve mimarlığı ekolojik bağlamda yeniden yorumluyor. Mekân tasavvuru üzerine ıskalanmayacak tespitlerin yer aldığı Aşkın Ekolojisi, hümanizmden sanayi devrimine, tekdüze yorumları sarsacak ciddi bir bilim tarihi eleştirisi de yapıyor.

Mevlânâ Üzerine Konuşmalar – Mahmud Erol Kılıç
Herkes kendi zannınca benim yârim oldu
Derûnumdaki sırları kimse araştırmadı
-Mevlânâ-

Asırlar boyunca herkesin bildiği ama çok az insanın anlayıp sırrına erdiği büyük bilge, sûfî düşünür, irfan okyanusu… Bir ayağı şeriat-i Muhammediyyede sabit, diğer ayağı şefkat nazarıyla yetmiş iki milleti dolaşan ârif-i billah: Mevlânâ

Onun hikâyesi; terk edişin ve vuslatın hikâyesidir. Asıl gayenin Allah’a ulaşmak olduğu fani dünyada, medreseyi, makamı, şöhreti, talebelerini, varlığını, eserlerini bırakıp, Şems’in nazarında gördüğü tecellinin ardına düşmenin, aklın getirdiği rütbelerden arınıp, akleden bir kalbin makamların da ilerlemenin hikâyesidir.

Mevlânâ’nın eserlerini bir seyr ü sülûk kitabı olarak okumayı öneriyor Mahmud Erol Kılıç. Zira Mevlânâ, “Ben kimim? Nereden gelip nereye gidiyorum?” gibi insanlığın en temel varoluş sorusunun da cevabına götürüyor bizi.

Mevlânâ Üzerine Konuşmalar, varlığın, nihayetinde “Bir”liğin sırrına eren bu büyük bilgeyi anlamaya bir kapı aralıyor. İşin erbabı bir uzmanın, Mahmud Erol Kılıç’ın kaleminden…

Kırk Mektup – Fatih Çıtlak
Tûtî İhsan Efendi isimli bir genç, tasavvufa alâka duymaya başladığı sıralarda, yaşadığı şehir olan Kumanova (Makedonya)’ya nadiren gelen bir şeyhin meclisinde bulunur ve onun tesiri altında kalır. Fakat hiç bilmediği bu mânevî cazibeye birdenbire kapılmaktan korkar. Bu hususta danışmak için babasının amcası olan ve Köstendil (Bulgaristan)’de adeta uzlet hayatı yaşayan Ankâzâde Halîl Efendi’ye mektup yazmaya karar verir. Böylece bu zâtla mânevî irtibatı başlamış olur…

Kırk Mektup, işte Ankâzâde Halîl Efendi’nin Tûti İhsan Efendi’ye yazdığı bu cevabî mektuplardan oluşuyor. İradesiyle gelip talepte bulunan mürîd ile ona hizmet eden mürşidin remizleri olmuş bu iki isim üzerinden edep, erkân, tasavvuf, tarîkat, intisab, derviş çeyizi, mürîdlerin halleri, seyr ü sülûktaki mertebeler gibi hususların aktarıldığı, esasında birçok mektubun ve mürşidâne sohbetin hulâsası niteliğindeki bu kitap, bugünün meselelerine ve mânevî müşküllerine de çözümler getiriyor.

Herkes Seni Terk Etse Aşk Terk Etmez – Hayat Nur Artıran
Korkma, herkes seni terk etse O terk etmez!
Herkes seni yalnız bıraksa O bırakmaz!
O yokluktadır, O yokluktan doğandır.
O her şeyi bilir.
O Latif’tir, Emin’dir, Mülk ve Saltanat sahibi bir Emir’dir.
O sığınaktır, cümle günahkârın sığınağıdır.
Eşi ve benzeri olmayan bir Nur’dur.
Gönüldeki her türlü acıyı, ıstırabı teskin edendir.
Sen gizlesen de O senin bütün derdini bilendir.
Herkes seni terk etse de O terk etmez.
Hiçbir yerde seni yalnız, çaresiz bırakmaz.
Gel, O’nun yüce gölgesine gir.
Korkma, herkes seni terk etse AŞK terk etmez.
-Hz. Mevlânâ-

Hayat Nur Artıran Herkes Seni Terk Etse AŞK TERK ETMEZ’de Kur’an hükümlerinden, Sevgili Peygamberimiz’in hadislerinden ve başta Hz. Mevlânâ olmak üzere Allah dostlarının, manevi büyüklerimizin sözlerinden, kıssalarından yola çıkarak AŞK’ı anlatıyor: Allah aşkını, Peygamber aşkını, Ehl-i Beyt aşkını, evliyaullah aşkını. Bütün güzellere duyulan aşkı… Okura, “Onlara tutun ki düşmeyesin” diyor. Şekil ve surette gizlenen ilahi sırlardan bahsediyor.

Herkes Seni Terk Etse AŞK TERK ETMEZ aydınlığın içine yeni bir aydınlık, karanlığın içine yeni bir ışık uyandırabilmek gayesiyle kurulmuş bir sohbet meclisi. Sözünü “aşk”la söyleyen bir gönül dostunun okurla samimiyetle söyleşmesi…

Hazreti İnsan – Rabia Christine Brodbeck
Aşk nedir?
Hayatını anlamlandırma, var olmayolculuğunda insanoğlunu teselli eden yaratacısının yakınlığı, muhabbeti, anlayışı değil midir? İlahi aşkı keşfetmenin uzun ancak aydınlatıcı safhaları, kendimizi tanımanın Rabbimizi tanımaya açtığı kapıları bu kitapta aralayacaksınız.

Türkçe
1312 s. — 2. Hamur– Ciltsiz — 14 x 21 cm
İstanbul, 0
ISBN : 1520501994718

5.Bir Çanta Dolusu Polisiye Seti

828358
Set İçindeki Kitaplar;

Sherlock Holmes İlk Macera – Sir Arthur Conan Doyle
Huysuz, karizmatik, kendisi için mutlaka gerekli milyonlarca ayrıntıyı zihin sarayının kıvrımlarında saklayan, yakın dövüş ustası, kimya ve simya üstadı, Baker Sokağı’ndaki 221 B numaralı evin dünyaca ünlü sahibi Sherlock Holmes; komik, heyecanlı ve bir o kadar aksiyon dolu maceralarıyla yeniden okurlarla buluşuyor…

Sherlock Holmes’ün dedektiflik kariyerini başlatan olay neydi? Dışişleri Bakanlığı’ndan çalınan gizli antlaşma kimlerin eline geçti? Musgrave ailesinin kimsenin bilmediği, çok önemli sırrı neydi? Bayan Stoner’ın kız kardeşinin ölümüne sebep olan benekli kordonun gizemi nasıl çözüldü? Bir İngiliz lorduyla evlendikten hemen sonra firar eden Amerikalı gelinin hikâyesi nasıl nihayetlendi? Avrupa’yı savaşın eşiğine getiren kayıp mektubun sorumlusu kimdi?

Polisiye tarihine damgasını vuran Sir Arthur Conan Doyle’un kaleminden hepsi ve daha fazlası İlk Macera’da!..

Sherlock Holmes Esrarlı Ev – Sir Arthur Conan Doyle
Huysuz, karizmatik, kendisi için mutlaka gerekli milyonlarca ayrıntıyı zihin sarayının kıvrımlarında saklayan, yakın dövüş ustası, kimya ve simya üstadı, Baker Sokağı’ndaki 221 B numaralı evin dünyaca ünlü sahibi Sherlock Holmes; komik, heyecanlı ve bir o kadar aksiyon dolu maceralarıyla yeniden okurlarla buluşuyor…

Boscombe Vadisi’indeki cinayet, ne sebeple işlendi? Çocuk bakıcısı Violet Hunter’ın çalıştığı evin sırrı neydi? Sherlock Holmes kaybolan yarış atını bulabilecek miydi? Kilitli bir odada işlenen cinayetin gizemli sorumlusu kimdi? Aslında çok basit görünen Çalınan Taç vakasının arkasında aslında kimler vardı?

Sherlock Holmes ve biricik ortağı Doktor Watson’ın maceraları, kaldığı yerden devam ediyor. Polisiye tarihine damgasını vuran Sir Arthur Conan Doyle’un kaleminden…

Sherlock Holmes Dörtlerin Yemini – Sir Arthur Conan Doyle
Huysuz, karizmatik, kendisi için mutlaka gerekli milyonlarca ayrıntıyı zihin sarayının kıvrımlarında saklayan, yakın dövüş ustası, kimya ve simya üstadı, Baker Sokağı’ndaki 221 B numaralı evin dünyaca ünlü sahibi Sherlock Holmes; komik, heyecanlı ve bir o kadar aksiyon dolu maceralarıyla yeniden okurlarla buluşuyor…

Sherlock Holmes ve arkadaşı Doktor Watson, Bayan Morstan’ın yıllar önce kaybolan babası ve kendisine gönderilen gizemli incilerin peşinden savaş zamanının Hindistan’ına uzanırlar. Araştırdıkları olaya bir cinayet de karışınca masum bir kadını korumak için atıldıkları macera, gitgide büyüyen bir tehlikeye dönüşür. Bütün işaretlerin gizemli bir hazineyi gösterdiği karanlık yolda Bayan Morstan ve babasının hikâyesi nasıl sonlanacaktır?..

Sherlock Holmes ve biricik ortağı Doktor Watson’ın maceraları, kaldığı yerden devam ediyor. Polisiye tarihine damgasını vuran Sir Arthur Conan Doyle’un kaleminden…

Arsen Lüpen Herlock Sholmes’e Karşı – Maurice Leblanc
O, kurnaz, yakışıklı, türlü zorlukların içinden sıyrılıp çıkmayı başaran, hazır cevap bir suç dehası!
O, polisi parmağının ucunda oynatan cesur bir antikahraman…
O, klasik kötü karakter klişelerini yıkıp geçen, dünyanın en centilmen hırsızı!
O, Arsen Lüpen!

Herlock Sholmes, Arsen Lüpen’in sırlarını bir bir ortaya çıkarırken Lüpen bütün soğukkanlılığıyla sevdiklerini ve sıradışı hayatını korumaya çalışıyor!..

Basit bir hırsızlık, çalınan masaya saklanan piyango bileti yüzünden halkın gözünde büyürken masanın sahibi Bay Gerbois kızının kaçırıldığını öğrenir. Arsen Lüpen’in istediklerini yapınca kızına kavuşan Bay Gerbois için olay kapanır. Ancak Baron d’Hautrec’in cinayetiyle her iki işin içinde de Arsen Lüpen’in suç ortağı Sarışın Kadın’ın olduğunu anlayan polis yine centilmen hırsızın peşine düşer. Baron d’Hautrec’in değerli elması Kontes Crozon’dan çalınınca, Kont ve Kontes ünlü İngiliz dedektif Herlock Sholmes’ten yardım isterler; ondan başkası Arsen Lüpen’i yakalayamayacaktır.

Klasikleşen kahramanı Arsen Lüpen’le hayal gücünün sınırlarını zorlayan Maurice Leblanc’tan, nefes kesen bir macera!..

Arsen Lüpen Sekiz Yüz On Üç – Maurice Leblanc
O, kurnaz, yakışıklı, türlü zorlukların içinden sıyrılıp çıkmayı başaran, hazır cevap bir suç dehası!
O, polisi parmağının ucunda oynatan cesur bir antikahraman…
O, klasik kötü karakter klişelerini yıkıp geçen, dünyanın en centilmen hırsızı!
O, Arsen Lüpen!

Paris’te esrarengiz bir adamın peşine düşen “Pırlanta Kralı” Rudolf Kesselbach, bir sabah otel odasında ölü bulunur. Cesedin üzerinde Arsen Lüpen’in kartviziti vardır. Her koşulda adam öldürmekten kaçınan Arsen Lüpen, bu defa cinayet suçlamasıyla karşı karşıyadır. Cinayetler devam ederken tüm işaretler hâlâ hırsızı göstermektedir. Ne var ki Arsen Lüpen, kıvrak zekâsı ve vicdanı sayesinde gerçekleri gün yüzüne çıkarırken Alman İmparatoru’nu peşinden sürükleyecek güce sahip olduğunu kanıtlar. Peki ama cinayet suçlamalarından kurtulabilecek midir? İmparator’a verdiği sözü tutabilecek midir? “813” sayısının gizemini çözebilecek midir?..

Klasikleşen kahramanı Arsen Lüpen’le hayal gücünün sınırlarını zorlayan Maurice Leblanc’tan, nefes kesen bir macera!

Arsen Lüpen Kristal Tıpa – Maurice Leblanc
O, kurnaz, yakışıklı, türlü zorlukların içinden sıyrılıp çıkmayı başaran, hazır cevap bir suç dehası!
O, polisi parmağının ucunda oynatan cesur bir antikahraman…
O, klasik kötü karakter klişelerini yıkıp geçen, dünyanın en centilmen hırsızı!
O, Arsen Lüpen!

Arsen Lüpen, iki adamıyla milletvekili Daubrecq’in evine soyguna gider. Adamlarından Vaucheray, soygun esnasında evin uşağını öldürmek zorunda kalır. Lüpen kaçmayı başarır, ama iki adamı suçüstü yakalanır. Vicdan azabıyla kıvranan efsanevi hırsız, masum adamını idamdan kurtarmak için hemen kolları sıvar. Lüpen, araştırmasını derinleştirdikçe gizemli olaylarla karşılaşır. Ortada Yirmi Yediler Listesi hakkında söylentiler dolaşmaktadır. Daubrecq’in bu gizemli listeyi kristal bir tıpanın içinde sakladığı söylenmektedir. Birçok kişi, iktidar ve özgürlük hayaliyle, şantajdan cinayete sayısız uğursuzluğu peşinden sürükleyen bu listenin peşindedir. Peki kristal tıpanın gerçek sırrı nedir?..

Klasikleşen kahramanı Arsen Lüpen’le hayal gücünün sınırlarını zorlayan Maurice Leblanc’tan, nefes kesen bir macera!..

Türkçe
1808 s. — 2. Hamur– Ciltsiz — 14 x 21 cm
İstanbul, 0
ISBN : 1520501994817

6.Bir Çanta Dolusu Aşk Seti

828332
Set İçindeki Kitaplar;

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu’ndan Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-İstanbul hattında geçen muhteşem bir roman. Balkan Savaşı döneminde başlayıp I. Dünya Savaşı’na uzanan bir öykü… Trabzon’dan ve Tebriz’den doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat; önce deli akan sonra durgunlaşan iki ırmak… Aslında çok ırmak… Tebriz’in en büyük, en asil halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra… Ateşin bakışlı ateşin duruşlu; ırmağını kendi bildiğince alev ateş akıtmayı seçen bir genç kız Azam. Adı ne aşk ne de dostluk olan bir duyguyla Settarhan’ın ırmağına dolanan Batumlu kitapçı Sophia. Acıyla yoğrulan, yoğruldukça durulaşan, kendi varlıklarını sevdiklerinin varlığında eriten Büyükhanım ve Hacıbey… Ve hep kendi içine doğru akan, kendi ırmağını gencecik yaşta milleti için kurutan, Trabzon’un “kırık kafiyesi” İsmail, ah İsmail…

İki büyük savaşın savurup yeniden şekillendirdiği hayatlar, muhaceret, mücadele, kader, farklı inançların aktığı ortak zemin, üç ülke ve üç sevda Nazan Bekiroğlu’nun mürekkebi aşk olan kaleminde buluştu. “Nar Ağacı” hayal kadar zengin, roman kadar güzel, tarih kadar gerçek bir hikâye… İncelikle işlenmiş karakterleri, son derece zengin detayları ve dönemi anlatmadaki maharetiyle okuyanı çarpacak ve yıllarca unutulmayacak bir kitap…

Lâ: Sonsuzluk Hecesi
Bir gün Sabâ Melikesi Belkıs’tan, Âdem’le Havva’nın hikâyesini anlamanın bütün bir insanlığın da hikâyesini anlamak manasına geldiğini öğrendim. İnsanın bütün halleri Âdem’de gizliydi ve bütün macera onun hikâyesinde özetlenmişti.

Bu cümleyi yıllarca içimde gezdirdim de bir türlü kalemi elime alamadım, anlatmaya kalkışamadım Ne zaman ki, kalma için değil uğrayıp geçmek için kadem bastığımız, kök attığımız değil kısa bir gölge saldığımız şu dünyada bir cennet sürgünüyle yazgılandığımı anladım ve Kelimeler Kitabı çift isimler sahifesinde, Âdem’le Havva’nın yanına bir de Habil’le Kabil’i ekledim. O zaman anladım anlatma zamanının geldiğini. Hikâyenin ismi düştü dilime bir gece: LÂ.

İLLÂ, dedim.
Bir ömür boyu aradığım hece harfinin LÂ olduğunu bildim.

Yusuf ile Züleyha
Nasıl herkese duyurur da sesimi derim: “Bu anlattığınız ben değilim. Ben bu anlattığınız değilim. Yusuf?u ben nasıl yerim? Ben Yusuf?u nasıl yerim?” Sözünün bu kısmına gelince kurt, nemli gözlerinden boncuk gibi yaşlar dökülmeye başladı. Gri tüylerle kaplı göğsü, ön ayakları ıslandı. Bir ah çekti derinden derine. Islak burnu daha ıslandı. Ve devam etti:

“Ben şimdi adımı nasıl temize çıkarayım. Alnıma sürülen bu kapkara lekeyi neyle, nasıl yıkayayım? Öyle bir leke ki değil bana, yeter kıyametin kopacağı güne değin gelip geçecek tüm torunlarıma. Tek muradım, bütün yaratılmışların sahibi olan Tanrım. Bu ayıpla yaşatamazsın beni. Ya alsın yeni doğmuş bütün kurt yavrularıyla birlikte canımı, kurt neslinin dalı yaprağı burada kesilsin, ya da adım temize çıksın.”

Kelime Defteri
Ben ilkokula gittiğim yıllarda öğretmenimiz bize Kelime Defteri tuttururdu. Alfabetik fihrist formunda, ince uzun bir defterdi bu. Türkçe dersi sırasında karşılaştığımız yeni bir kelimeyi ve onun anlamını günlük defterimize değil Kelime Defteri’ne yazar, karşı tarafta cümle içinde kullanırdık. Böylece kendimize ait sözlüğümüz oluşurdu.

Şimdi ben de kendi kelimelerimi merak ediyorum ve onları bir araya getirerek cümle içinde kullanmayı deniyorum. Bir tür Kelime Defteri çıkarmak istiyorum kısacası. Bir de merak ediyorum, acaba fark etmediğim kelimelerim de var mıdır benim? Yoksa hepsinin farkında mıyımdır?

İşte benim Kelime Defteri’m…
Aşk: Ezelden beri aşk olduğu için kelimelerin en başına yazıldı.
İnsaniyet: Her türlü davanın üstünde.
Tabiat: Yarı ölü düştüğüm bahçede yabani bir lâvanta çiçeğini saçlarımın arasına takma arzusunu duyduğumda, beni taşıdığım can hatırına onaracak olanı da tanıdım.
Nergis: Gül devrim, lâle devrim geçti. Şimdi nergis devrimdeyim.
Karadeniz: Karadeniz’in ayrı bir kimliği var. O yüzden Kelime Defteri’nde Deniz’e rağmen Karadeniz var. İçinde Fırtına.
Çay: Çayı yaratan Allah’a hamd olsun. Ya yaratmamış olsaydı!
Yazı: Hayatımın merkezinde duran şey yazıdır, yazarlık değil.
Defter: Bitti. Oysa benim daha çok kelimem kaldı. Su gibi. Ateş gibi.

Türkçe
1400 s. — 2. Hamur– Ciltsiz — 14 x 21 cm
İstanbul, 0
ISBN : 1520501995111

Content Protection by DMCA.com

Okudunuz Bitti, Peki Ne Düşünüyorsunuz?